.WWW.SPVZR.TR.GG
 
GELİR İDARESİ ÇALIŞANLARININ BİLGİ PAYLAŞIM YERİ
 
  ANA SAYFA
  GELİR UZMANLIĞI
  SPVZR ALBÜM
  FORUM SAYFASI
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  MUTFAK-SAĞLIK
  => SAĞLIK KÖŞESİ
  => PRATİK BİLGİLER
  ANKET
  FAYDALI/DOST SİTELER
  OYUN
  GEREKEBİLİR
  TÜRKÇE-İNGİLİZCE
  SPVZR MSN BAĞLAN
  TAKVİM
  MEDYA-ŞİİR-YAZI
  TV-SİNEMA-DİZİ
  BİLGİ
  HABER
  SÜPER MP3 PLAYER
Göksal Birol BAYRAK
SAĞLIK KÖŞESİ

Sağlık ile ilgili bilgiler

Migren >/b>

 Halk arasında yarım baş ağrısı diye bilinen ve soğuk bir terleme ile birlikte gelip, başın ve yüzün yarısını kaplayan özel bir baş ağrısıdır. Ağrılar bazen dayanılmayacak kadar şiddetli olur. Birkaç dakika sürebileceği gibi saatlerce hatta günlerce devam eder. Migren, herhangi bir hastalığın belirtisi olabildiği gibi, belirli bir neden olmadan da görülebilir. İrsi olanlar da vardır. Başın yarısında zonklamalar, bulantı ve bazen kusma görülür. Gözünün önünde siyah benekler, bulanık lekeler, uçuşur. Bazı kimseler, konuşmakta da zorluk çekerler. Ağrı geldiği zaman, karanlık bir odada sırt üstü yatmak oldukça etkilidir. Ayrıca, hazımsızlığı önlemek, haftada iki kere ılık banyo yapmak, sebze yemek ve kahve, çay, sigara, içki, gibi zararlı şeyleri terk etmek gerekir. Doktorun vereceği ilaçlar yanında aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.
Tedavi için gerekli malzeme : Lahana.
Hazırlanışı : Bir tane lahana yaprağı, ince ince kıyıldıktan sonra temiz bir bezin arasına doldurulup, alna konur.

 

Baş Ağrıları

 

Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir.
- Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları.
- Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları
- Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları
- Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları
- Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları
- Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları
- Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları
- Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları
- Saralılarda görülen baş ağrıları
- Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları
- Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları
- Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları
- Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları
- Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları
Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır. Aşağıdaki reçeteler; grip, nezle, soğuk algınlığı, yorgunluk veya sinir bozukluğundan kaynaklanan baş ağrılarını dindirmek için uygulanır.
Tedavi için gerekli malzeme : Sarmısak
Hazırlanışı : 1 baş sarmısak, havanda dövülür. Alna konur.

 

Çene, alın ve şakak kemikleri içinde bulunan ve buruna açılan içleri hava dolu boşlukların, sinüslerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Had ve müzmin olmak üzere iki çeşidi vardır. Nedeni burun iltihabı, nezle, grip, alerji, burundaki şekil bozuklukları veya buruna kaçan yabancı cisimlerdir. Hastanın yüzünde zonklayıcı bir ağrı, burnunda tıkanma, akıntı ve baş ağrısıyla birlikte gelen ateş görülür. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler ugulanır.

 

Egzama

 

Mayasıl diye bilinen egzama, derinin sulanması ile meydana gelen bir iltihaptır. Tıp dilinde; Erythema pernio denir. Kaşıntı ve kızartı ile ortaya çıkar. nedeni; ruhsal olabileceği gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahriş eden maddeler de olabilir. Bazı kimselerde de ırsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulundukları yere göre isimlendirilirler. Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamalı yerleri kaşımamaktır. Ayrıca, su ve sabunlu sudan olduğu kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatlı su ve rivanollu su kullanılır. Perhiz yapılır. Acılı, baharatlı ve yağlı yenmez. Tedavi maksadı ile aşağıdaki reçeteler uygulanır.
Tedavi için gerekli malzeme : Kuru erik, sirke.
Hazırlanışı : 1 kahve fincanı sirkeye batırılan kuru erikler egzamalı yerlere sürülü

 

Kanda Kolestrol Yüksekliği

 

Kolestrol, kanda, sinirlerde, beyinde, karaciğerde, dalakta, böbrek üstü bezlerinde ve safrada bulunan, yağ yapısında, kristal gibi beyaz görünümde bir maddedir. Görevi dokulardaki su dengesini sağlamak, alyuvarları zehirlere karşı korumak, sinir dokularının dayanıklığını sağlamak ve deri altında, dışarıdan gelecek mikroplara karşı koruyuculuk yapmaktır. 100 gram kanda; 180-230 miligram kolestrol bulunur. Bu miktar normaldir. 230 miligram kolestrol miktarı, kanda kolestrolün yükselmiş olduğuna işarettir. Tedavi edilmezse; damarsertliği, beyin ve kalpteki ince damarların tıkanmasına neden olur. Meydana Gelişi : Böbrek üstü bezleri, husyeler, yumurtalıklar bünyenin ihtiyacı olan kolestrolü imal ederler. Ayrıca hayvansal yağlar, süt, yumurta ve bitkisel hormonlarla da kolestrol alınır. Kanda, kolestrolün yükseldiğini anlamak için bir seri test yapmak gerekir. Ayrıca, hastanın cildinde oluşan sarı lekeler, göz altlarında beliren siyah halkalar, göz akında görülen sarı lekecikler, genel yorgunluk, iştahsızlık, hazımsızlık, baş dönmesi, baş ağrısı, görme zayıflığı, ağız acılığı, nefes ve ter kokusu kolestrolün yükselmiş olduğuna işaret olabilir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.
        
tedavisi

Tedavi için gerekli malzeme : Mısır püskülü, su.
Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 tutam (
20 gram) mısır püskülü konur. 30 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer su bardağı

 

Şeker Hastalığı

 

Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir.
Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra :
- Normal kimselerde 80 mg. 140 mg.
- Orta derecede 130 mg. 190 mg.
- Ağır derecede 160 mg. 215 mg.
İki çeşit şeker hastalığı vardır.
- Şekersiz Diabet :
Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir.
- Şekerli Diabet :
Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir.
Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir.
İki çeşit şeker koması vardır.
- Diabetik Koma :
Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır.
- Şeker Eksikliği Koması :
Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir.
Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.
Tedavi için gerekli malzeme : Karadut, su.
Hazırlanışı : Beş çorba kaşığı karadut ezilip, suyu çıkarılır. Yemeklerden 10 dakika önce, 1 su bardağı suya 10 damla konup içilir.

_________________________________________________________________________ 

 
TİROİD NEDİR?
 
Tiroid, bir hastalık ismi değildir. Tiroid, herkeste bulunan bir organdır. Hormon üretir ve kanımıza verir. Bu hormon ise vücudumuz için hayati öneme sahiptir. Ömür boyunca bu hormona ihtiyaç duyarız. Bu hormonun adı "tiroksin" dir. Tiroksin, vücudumuzda T3 ve T4 şeklinde bulunur.
 
Bu hormondan başka, halk arasında daha az bilinen diğer bir hormon daha tiroid tarafından üretilir. Bu hormona "kalsitonin" deriz. Kemik metabolizması ile ilgilidir.
 
Tiroid'e, "tiroid bezesi, tiroid guddesi" de denir. "Tiroid" ile "tiroit" aynı anlama gelir. Türk Dil Kurumu, "tiroit" kelimesini tercih ederken günlük kullanımda "tiroid" daha çok tercih edilen kelimedir.
 
Tiroid, boğazımızda ön tarafta, adem elması ismi verilen çıkıntının hemen altında yerleşmiştir. Karşıdan görünümü "U" harfine benzer. Kelebeğe benzeten de vardır ama biz bu benzetmeye pek katılmıyoruz.
 
Tiroid'in sağ ve solunda  kalpten  temiz kanı beyine taşıyan şah damarı olarak isimlendirdiğimiz ana atardamarlarımız ve bununların dış tarafında da beyinden kullanılmış kanı kalbe getiren toplar damarlarımız vardır.
 
Tiroid'in altından, sağından ve solundan ses tellerini hareket ettiren sinirler ve onların dalları geçer. Bu sinirler, sağ ve sol olmak üzere 2 tanedir. Bu sinirlerin yerleşimi ve dallanması kişisel değişiklikler gösterir. O nedenle ameliyat sırasında cerrahı yanıltabilir. Bu sinirler çok önemlidir. Eğer bu sinirler ameliyatta zarar görürse veya tiroid kanseri tarafından sarılırsa ses kısıklığı ve ses kaybı olabilir.
 
Tiroid'in arka iç yüzüne gömülü ve yapışık, 4 tane, mercimek tanesi büyüklüğünde, kalsiyum bezesi (paratiroid bezeleri) vardır. Bu kalsiyum bezelerinin sayısı 1 ile 6 arasında değişebilir. Tiroid'in ameliyatlarında, kaçınılmaz olarak, bu kalsiyum bezelerinin de biri veya birkaçı veya hepsi çıkarılıp alınabilir. Bu durumda hastanın ömür boyunca kalsiyum ve destekleyici başka ilaçlar da kullanması gerekir. Aksi halde, ameliyat sonrasında kemik erimesi hızlanır. Zaten, ameliyatla bu kalsiyum bezeleri alınmasa dahi tiroid hastalıklarının bir çoğu ve hatta tiroid ilaçlarının kendisi kemiklerde erime yapabilir.
 TİROİD HASTALIKLARININ NEDENLERİ
TİROİD HASTALIKLARINA SEBEP OLAN VE KATKIDA BULUNAN FAKTÖRLER: Stres (özellikle ani ve şiddetli stres), iyot yetersizliği, tiroid bezesinin iltihapları, ailesel geçiş (genetik, kalıtım) sayılabilir.
TİROİD HASTALIKLARINDA YAŞ FAKTÖRÜ Tiroid hastalıkları gençlerde daha az görülür. Yaş ilerledikçe guatr görülme şansı artar. Gençlerde guatr, gelişmeyi etkilemesi  açısından daha hızlı hareket etmeyi gerektirir. Ayrıca, gençlerde tiroid nodülünün kanser çıkma şansı daha yüksektir.
TİROİD HASTALIKLARINDA KALITIM (GENETİK)-AİLESEL GEÇİŞ Tiroid hastalıklarında kalıtım (ailesel geçiş) etkilidir, ancak gerek guatrda gerekse diğer hastalıklarda çevresel faktörlerle desteklenmediği sürece ailesel geçiş her zaman hastalık ortaya çıkarmayabilir.
 
Kimler Risk Altındadır? Yüksek yoğunluklu stres altında çalışanlar, kötü ve yetersiz koşullarda yaşayanlar (yoksulluk), deprem ve savaş gibi ağır felaketlerin yaşandığı toplumlar, ani iş ve eş kayıpları risk grubu olabilir ama unutmamak gerekir ki tiroid hastalıkları herkeste görülebilir. Amerikan menşeli bir tiroid internet sitesine (www.thyroid.com) göre bazı çok ünlü manken ve sinema oyuncuları ve hatta bazı Amerikan Başkan ve eşleri de tiroid hastası olup tedavi görmüş veya hala tedavi görmektedir.
Stresten Uzak Durun! Tiroid hastalıklarının geçmişi incelendiğinde yüksek dozlu ani stres sık rastlanılan bir durumdur. Zehirli guatrda ve Hashimato hastalığında strese maruz kalmak sık olarak karşımıza çıkar. İş kaybı, ailede ve çevredeki ani ölümler, evlilik sorunlarıbu stresler arasında sayılabilir. Savaş bölgelerinde, savaş sonrasında tiroid hastalıkları çok sık görülen hastalıklardandır.
İyotlu Tuz İyotlu tuz kullanımı ile bütün tiroid hastalıklarının önüne geçebilmesi mümkün değildir. İyotlu tuz, sadece iyot eksikliği olan bölgelerde kullanılır. İyot eksikliği mevcut olduğu bilimsel araştırmalarla saptanmamış bölgelerde ve ülkelerde iyotlu tuz kullanılmaz. Bir ülkenin genel olarak tümünde iyotlu tuz kullanmak yerine iyot eksikliği bilimsel güvenilir metodlarla saptanmış olan şehir ve bölgelerde kullanılması gerekir. Ayrıca, son zamanlarda gittikçe üzerinde durulan bilimsel bir yaklaşıma göre iyot eksikliği olmadığı halde iyotlu tuz kullanan toplumlarda 1) Haşimato Hastalığı (oto-immün tiroidit), 2) Zehirli guatr, 3) Papiller tiroid kanseri 'nin daha sık görüldüğü savunulmaktadır.
Guatrın Önüne Geçilebilir Mi? Bu konuda yapılacak şeyler sınırlıdır. Stresten uzak kalmak, dengeli beslenmek,  iyotlu tuz kullanmak dışında yapılacak çok fazla bir şey yok.
 
ŞİŞMAN HER 4 KİŞİDEN 1 ‘İNDE GİZLİ TİROİD YETMEZLİĞİ” (SUBKLİNİK HİPOTİROİDİZM) VAR.
Yaz günlerine adım attığımız şu günlerde zayıflama tutkusu çılgınlık düzeyine ulaşmış durumda. Bu zayıflama girişimleri bazen hayatı tehdit etmektedir. Şişmanlıkla en yakın ilişki içinde bulunan tiroid hastalıkları göz ardı edilirken bilimsel olarak, tiroid, bu alanda en önce dikkat çekilmesi gereken organımızdır. Şişmanlık; basit (beslenme alışkanlıklarındaki bozukluklara bağlı) veya patolojik obezite (hastalıklara bağlı) olabilir.
ŞİŞMANLIK (OBEZİTE) Şimanlığın bir çok ölçütü vardır. Boy/kilo oranı en basiti olmakla beraber bazı kişilerde (örneğin adele kitlesi gelişmiş kişilerde) yanıltıcı olabilir. Son yıllarda vücudun yağ, su ve adele kitle endekzlerini saptayan basit cihazlar sayesinde daha ayrıntılı şişmanlık tanımlamaları yapılmakatdır. Ama, unutmamak gerekir ki kadın ve erkekte şişmanlık tanımında kullanılan değerler farklıdır. Şişmanlık basit bir kilo alma sorunu değildir. Şişmanlık, bazı şeyleri yanlış yaptığınıza veya vücudunuzda bazı şeylerin “yanlış” ve “hatalı” yürüdüğüne işaret eder.
BASİT ŞİŞMANLIK Gereğinden fazla (ihtiyaç duyduğunuzdan fazla) kalori aldığınız durumda ortaya çıkan şişmanlık türüdür. Genelde 2 ana nedeni vardır: 1) Beslenme alışkanlığı bozuklukları (çok yemek, yanlış şeyler yemek, yanlış zamanda yemek), özetle fazla kalori almak, 2) hareket azlığı (spor veya egzersiz yapmamak, günlük yaşamda daha ziyade oturarak zaman geçirmek), özetle az kalori harcamak.
Kısaca, aldığınız kalori değerini yaktığınız kalori değerine böldüğünüzde 1 rakamından daha büyük bir değer elde ediyorsanız basit şişmanlık oluşur, kaçınılmazdır. Bu değeri 1'in üstünde tutmaya devam ederseniz garantili olarak" kilo alırsınız, ancak bu değeri 1'in altına indirirseniz kilo vermeniz mümkündür.
Basit şişmanlığın nedeni çoğunlukla beslenme alışkanlıkları bozukluklarıdır. Örneğin, az sayıda öğünle (günde bir veya iki defa) yemek yediğiniz halde kilo alabilirsiniz. Akşam saat 19:00’dan sonra yemek, kuruyemiş, dondurma, tatlı, meyve ve hatta şekerli çay kilo almanız için yeterlidir. Sebze ve meyve yemeyen veya az yiyenlerin kilo alması doğaldır. Uzun süre aç dolaşıp ondan sonra  doyurucu yemek yemek kilo aldırır. Bunun en tipik örneği, Ramazan ayında oruç tutan kişinin kilo almasıdır.  
Ayrıca, sizi üzen, strese sokan durumlarda salgılanan hormonlar nedeniyle çabuk acıkabilir ve ihtiyacınız olan kaloriden daha fazlasını alırsınız. Bunun farkına bile varmayabilirsiniz. 
Ruhsal açıdan çökmüş (depresyonda)  olan bazı kişiler, yemek yiyerek, abur cubur atıştırarak bir çeşit “tatmin yolu” bulurlar.  Zaten depresyonlu hastaların çoğunda metabolizmanın yavaşladığını da dikkate alırsak bu atıştırmalar ve fazladan yenen miktardaki yemekler kilo alma ile sonuçlanır. Bu son örneklerde görüldüğü üzere kilo almanız vücudunuza ilaveten ruhsal açıdan “yanlış” yürüyen bazı durumlara bağlı olabilir.  
Yukarıdaki örneklerdeki şişmanlıkları “basit şişmanlık” olarak adlandırabiliriz. Ancak, bu kişilerde şişmanlık kalıcı bir hal alırsa basit şişmanlık ciddi sağlık sorunlarına neden olan diğer hastalıklara da neden olur. 
Şişmanlık, yanlış beslenme alışkanlıkları veya aşırı beslenmeye bağlı ise bilinçli bir  diyet ile sıkı bir egzersiz programı ve düzenli spor yapmak sizi zayıflatabilir.
HASTALIKLARA BAĞLI ŞİŞMANLIK Bazı tıbbi durumlarda hasta gerçekten doğru beslense de şişmanlar. Bu hastalarda şişmanlığa neden olan tıbbi durum yeterli tedavi ile düzeltilmedikçe hiç bir diyet kalıcı zayıflama sağlayamaz. İşte bu tıbbi durumların başında tiroid hastalıkları gelir.   
Tiroid hormonu “metabolizma hızımızı” belirleyen ana hormondur. Tiroid bezesinin yetersiz hormon salgıladığı durumlarda (tiroid hormon yetmezliği; hipotiroidizm) metabolizma yavaşlar ve şişmanlık ortaya çıkar. Bu şişmanlık, göz çevresinde, göbek etrafında ve daha ziyade vücut alt bölümünde kendini gösterir. 
Tiroid hormon yetmezliği (hipotiroidizm); ya net ve aşikar tiroid yetmezliği (yüksek TSH, düşük T3 T4) şeklinde veya gizli (hafif TSH yüksekliği, normal T3 T4) şeklinde olabilir. Aşikar tiroid yetmezliği (hipotiroidizm)in şişmanlığa yol açtığı tıp camiasında bilinmektedir. Gizli tiroid yetmezliği (subklinik hipotiroidizm) ise daha az bilinmekte, tanısı çok güçlükler arz etmekte, şişmanlığa neden olduğu da pek tıp camiasında pek az bilinmektedir. Halbuki, şişman hastalarda saptanan tiroid yetmezliğinin çoğu "gizli" tiroid yetmezliği (subklinik hipotiroidizm)  şeklindedir. O nedenle bu bültende gizli (subklinik) tiroid yetmezliği ile şişmanlık arasındaki ilişki üzerinde duracağız.
GİZLİ TİROİD YETMEZLİĞİ (SUBKLİNİK HİPOTİROİDİZM-HAFİF TSH YÜKSEKLİĞİ) Tiroid hastalıklarının şişmanlık yapması için çok belirgin hormon bozuklukları yapmasına da gerek yoktur. Tıp literatürüne giren geniş çaplı yeni bir araştırmada, Moulin de Moraes ve arkadaşları, 30-50 yaş arasındaki şişmanların %25’inde yani her 4 şişman kişiden 1’inde hafif düzeyde TSH yüksekliği (subklinik hipotiroidizm)  mevcut olduğu, diğer hormonların tamamen normal olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuçlar aslında bugüne kadar bilinen ve beklenenden yüksektir. Üstelik, önceden tiroid hastalığı olduğu bilinen kişiler bu çalışmaya dahil edilmemiştir. Yani tamamen normal olarak bilinen şişman kişiler bu çalışmaya dahil edildiğinde bunların %25’inde (dörtte birinde) tiroid hormon yetmezliği saptanmıştır.
Zayıflama rejimine girecek hastalarda öncelikle tiroid hormonu ölçümleri yapılmalıdır. Bu amaçla tarama testi olarak TSHisimli hormon ölçülmelidir. Bu hormon tiroid bezesinin çalışma ve fonksiyon düzeyi hakkında önemli bilgiler verir. Bu testte anormallik varsa diğer tetkikler istenir.  Fakat dikkat edilmesi gereken husus, bu hormonun düzeyinin her yaşta aynı olmayacağıdır. Subklinik hipotiroidizm (gizli tiroid hormon yetmezliği) dediğimiz hastalıkta TSH değeri hastanın yaşına göre hafif düzeyde yükselmiştir, diğer tiroid hormonları ve antikorları ise tamamen normaldir. TSH’taki bu hafif yükseklik her zaman “laboratuar normal değeri”nin sütünde olmayabilir. Bu TSH değerlendirmesini yaparken hastanın yaşına, cinsiyetine, çalışma koşullarına, fizyolojik durumuna (örneğin hamile, loğusa olup olmadığına)göre “düzeltilmesi” ve ona göre değerlendirilmesi gerekir. Örneğin, aktif, genç bir hanımın TSH düzeyi, yaşlı ve pasif bir yaşam süren diğer bir kadından daha düşük olması beklenir. Bu tetkikler yorumlanırken hastadaki muayene bulguları da dikkate alınmalıdır. Bu tür ince ayrımlar yapmadan yapılan değerlendirme “border-line” olarak adlandırılan “sınırda” tiroid hormon yetmezliği (hipotiroidizm) vakalarının gözden kaçırılmasına neden olur.
Haşimato Hastalığı olarak bilinen diğer bir durumda da şişman hastada tiroid antikorları yüksekken TSH değeri eskiye göre kısmen yükselmiş de olsa hala laboratuvar normal değeri içinde bulunabilir. Bunların T3 ve T4 tiroid hormon değerleri çoğunlukla normaldir (Subklinik hipotiroidizm, gizli tiroid hormon yetmezliği). Ayrıca, bu grup hastaların bir kısmında tiroid hormonları da normaldir (normale dönmüştür).  Bu nedenle sadece TSH ölçerek “sizin şişmanlığınız tiroide bağlı değil” şeklinde hastaya bilgi vermek ve hastayı diyete tabi tutmak yanlış ve yanıltıcıdır. 
Ayrıca, tiroid hormon yetersizliği sonucunda, şişmanlığa ilaveten, vücutta başka sorunlar da vardır. Örneğin bu hastalarda kolesterol düzeyi de çok yüksektir.  Bu da, bu kişilerde şişmanlığa ilaveten beraberinde kalp-damar sistemi hastalıklarının da olabileceğine işaret eder. Dolayısıyla, kilo verdirici rejimlerin bir parçası olan fiziksel egzersiz bu kişilerde dikkatle planlanmalıdır.  
Bu  bilimsel gerçekleri dikkate almadan dikkate almadan yapılan zayıflama rejimleri hem kalıcı sonuç vermez hem de hastalar için ciddi tehlikeler yaratabilir. Şişmanların diyetle veya sporla zayıflama programlarına dahil edilmesinden önce deneyimli bir uzman tarafından tiorid odaklı değerlendirmesinin yapılması gerekir.   
Bu muayene ve değerlendirmede, hafif düzeyde de olsa tiroid hastalığı saptanan şişmanların  öncelikle tiroid hastalığı yönünden tedavi edilmesi, tiroid hormon düzeyi normale geldikten sonra uzman hekim kontrolünde ve deneyimli diyetisyenlerin işbirliği ile kilo verdirici rejime alınması gerekir. Aksi halde, kilo verdirilse bile, bu hastaların tekrar ve hızla eski kilolarına gelmesi kaçınılmazdır.
Bazı diyetisyenlerin hekim kontrolü olmadan direk obez hasta kabul edip bir çok kan tahlili, hormon ölçümleri ve hatta filmler istediği maalesef ülkemizde bir gerçektir. Bu yapılan ölçümlerin değerlendirilmesi “otomatik” değildir, ciddi bir klinik hekimlik deneyimi gerektirir. Elde edilen sonuçlar “laboratuvar normal değerleri” içinde olsa dahi bu sonucun bazı tiroid hastalıklara işaret ettiğine tanık olabiliyoruz.
Bir süre önce basında da yer aldığı üzere, bazı hastalara hiçbir tiroid hastalığı olmadan, kapsamlı bir tiroid değerlendirmesi ve muayenesi yapılmadan diyet listelerinin sonuna guatr ilaçları (Tefor, Levotiron, L-Thyroxin vs)  eklenmektedir. Bu durum da çok sakıncalıdır. Çünkü tıbben her ilaç bir hekim tarafından yazılmalı ve sorumluluğu üstlenilmelidir.  Kaldı ki tiroid hormon yetmezliği olmadığı halde tiroid ilaçları vermek bazı yan tesirleri de beraberinde getirir. Bu ilaçlar tiroid hormonu olup gerekmedikçe kullanılmaz ve ancak hekim tarafından verilebilir. Bu ilaçlar reçeteye tabi olup hekim olmayan yardımcı sağlık personeli, diyetisyen, beslenme uzmanı, komşu, arkadaş ve eş dost tavsiyesi ile kullanılmaz.  Yan tesirleri ciddi ama sinsidir. Çarpıntı, kalp krizi, beyin kanaması, ritm bozukluğu, kaşıntı, saç dökülmesi, kemik erimesi, yüksek tansiyon ve kalp büyümesi bu yan tesirlerin bir kısmıdır. Tiroid uzmanları dahi bu ilaçları kullanırken mikrogram düzeyinde ve çok hassas dengeler içinde kullanır.
TİROİD HASTALIKLARI İLK OLARAK SAÇLARI VURUR.
  
Saç, bir kadının ilk dikkat çeken görüntüsünün en önemli unsurudur. Bu nedenle olsa gerek her kadın saçlarına ayrı bir özen gösterir. Günde ortalama 100 adet civarında saç dökülmesi normaldir. Bu dökülme, sağlıklı saç değişiminin sonucudur. Ancak, günde ortalama 150’den fazla saç dökülmesi çoğunlukla altta yatan başka bir hastalığa bağlıdır (patolojiktir).
 
Peki bu sayıyı nasıl belirleyeceğiz? Dökülen saçları teker teker toplayıp sayamayacağımıza göre saçını tarayan bir kadının daha öncekilere göre veya yaşıtlarına göre daha fazla saçının döküldüğünü fark etmesi çok zor değildir.   Kaldı ki normal düzeydeki saç dökülmesi genellikle teker teker dökülme şeklindedir. Halbuki bir hastalığa bağlı saç dökülmesi (patolojik saç dökülmesi) “tutam tutam” dökülme tarzındadır; yani birden fazla sayıda saçın aynı anda ele gelmesi veya tarağa takılması şeklinde kendini gösterir.
 
Patolojik dökülmesinin en az bilinen ancak en yaygın olan nedeni ise tiroid hastalıklarıdır. Saçlarımız, tiroid hormon bozukluklarından ilk etkilenen vücut parçamızdır. Maalesef, tiroid hastalıklarının tümü “kadınları sever”; hastaların %85’i kadındır.
 
KADINLARDA ZEHİRLİ GUATR KENDİNİ İLK OLARAK
SAÇ DÖKÜLMESİYLE BELLİ EDER.
 
Tiroid hormonlarının fazla olması durumunda (bu duruma zehirli guatr veya tıptaki adıyla hipertiroidizm diyoruz)  saçların dökülmesi ilk görülen belirtilerdir. Bu hastalar “saçlarının tutam tutam döküldüğünü ve kel kalmaktan koktuğunu” belirtir. Bu dökülme saçın genelini ilgilendirir, yerel ve küçük odaklı dökülme şeklinde değildir.  Tiroid hormonunun fazla olduğu bu hastalıkta saç dökülmesine ilaveten ayrıca kalp çarpıntısı, çabuk yorulma, hafif düzeyde ama ısrarcı bir bulantı ile kilo kaybı görülür. Tiroid bezesinin bu hastalığı tedavi edilip hormonları normale gelmeden saça dönük hiçbir tedavi dökülmeyi durduramaz. Bu hastalarda yüksek tiroid hormonlarını durduran tedaviler, örneğin RAI kapsül tedavisi uygulandığında ise ilk geçen şikayetleri saç dökülmesi, ondan sonra da kalp çarpıntısı gelir.
 
SAÇLARDA MATLAŞMA, KEPEKLENME, KIRILMA VE KALINLAŞMA HORMON YETMEZLİĞİ BELİRTİSİ OLABİLİR.
 
Tiroid hormonun yetersiz olduğunda (hipotiroidizm) ise saçların dökülmesi daha nadir olmakla beraber saçların kalitesi önemli ölçüde bozulur. Bu hastalarda saçlar matlaşır, kabalaşır, kalınlaşır, çabuk kırılır, kepeklenme görülür. Tiroid hormonunun yetersiz olduğu hastalarda ayrıca tırnaklarda beyaz lekeler, soyulmalar, çabuk kırılma görüldüğü gibi ciltte pullanma, kabalaşma ve şişmanlık da dikkat çeker. Amerikan istatistiklerine göre tiroid hormon yetmezliği toplumun %10’unda görülür. Bu veriyi ülkemize uyarlarsak Türkiye’de yaklaşık 7.5 milyon insanda tiroid hormon yetmezliği (hipotiroidizm) vardır. Bu hastalar, saç kepeklenmesi için şampuan kullandıkça matlaşma artar ve hatta saçlar birbirine yapışır. Altta yatan tiroid hormon yetmezliği ilaçlarla tedavi edilmedikçe sorun çözülmez. Ağız yoluyla günde bir kez sabahları alınacak yeterli düzeyde tiroid hormonu ile saçlar tekrar eski parlaklık ve güzelliğine kavuşur, kepeklenme durur. Ancak, bu hastalarda tiroid hormonu dikkatle ve “ne eksik en fazla” prensibi ile verilmelidir. Çünkü fazla verilirse bu defa saçlar dökülmeye başlar, eksik verilirse saçlardaki matlaşma ve kepeklenme devam eder. Bu ilacın standart dozu yoktur, her hastada ölçümle ve yakın takiple verilmek zorundadır.
  
Tiroid Nedir? Boğaz ön yüzün cildin hemen altında bulunan at nalı şeklinde bir organdır. Tiroksin (T3,T4) adında bir hormon salgılar. Bu hormon metabolizmamız için gereklidir. Tiroid bezesi hastalıkları sanıldığından çok yaygındır. Türkiye’de tiroid hastalıklarının ne kadar yaygın olduğunu gösteren bilimsel anlamda güvenilir bir istatistik yoktur. Ancak, Batı ülkelerindeki araştırma sonuçları bu oranın her toplumda ortalama %10-20 civarında olduğunu gösterir. Yanı her 10 kişiden 1-2 sinde tiroid hastalığı vardır. Tiroid hastalığı eğer bir tiroid büyümesi ile beraberse o zaman guatrdan bahsedebiliriz. Ancak halk arasında bütün tiroid hastalıklarına “guatr” denilmektedir. Tiroid bezesinde nodül adı verilen bir hastalık en yaygın olan grubu oluşturur. Tiroid bezesi hastalıkları ciddi hastalık sınıfına girer ve tedavisi ve takibi çok önemlidir. Aksi halde diğer organ ve dokularımızda ciddi tahribat ve aksamalar çıkar.
 
Tiroid Hastalıkları Tanısı Tiroid hastalıklarının tanısında kan hormon ölçümleri, tiroid ultrasonografisi, tiroid sintigrafisi ve nodül olanlarda ince iğne aspirasyon biyopisisi kullanılır. Bu tetkiklerin her biri farklı bilgiler verir; birbirinin yerine geçmez. Her hastada bu tetkikleri yaparak tanı koymak esastır. Eksik tetkikle konulacak tanı yanlış tedavi ile sonuçlanabilir.
 
Tiroid Hastalıklarında TedaviTiroid hormon yetmezlikliği (hipotiroidizm) genellikle  ilaçla tedavi şeklinde olur, her sabah tek doz şeklinde alınan tiroid hormon ilacı bu hastalığın tedavisinde yeterlidir. Tiroid hormon fazlalığında RAI kapsül tedavisi en uygun seçenek olarak kullanılmaktadır. Ameliyat eskiden sanıldığı gibi tiroid hastalıklarında ilk tedavi seçeneği değildir. Sadece, kanser riski yüksek olan hastalarda cerrahiyi ilk sırada öneriyoruz.
 
Saçlardaki Sorunların Tedavisi Tiroid hastalıklarının tedavisinden sonra saçlardaki dökülme ve diğer şikayetler kendiliğinden ortadan kalkar. Bu hastalarda özel saç şampuanları etkili olmaz.
 
HAŞİMATO HASTALIĞI
Tiroid hücrelerine karşı vücudumuzun ürettiği antikorlar sonucu oluşan tiroid iltihabına Haşimato hastalığı denir.
Tiroid Antikoru Nedir? Vücudumuzu mikroplara (bakteri, virüs vs) karşı koruyan bir sistem vardır. Buna "bağışıklık sistemi" (immün sistem) denir. Bu sistem, aynı sinir sistemi veya sindirim sistemi gibi bir sistemdir. Bağışıklık sistemi, akciğer, kemik iliği, dalak ve karaciğerde yerleşmiş bir grup hücreden oluşur. Bu hücrelerin ana görevlerinden biri de mikroplarla savaşmak için antikor dediğimiz molekülleri üretip kana vermektir.  Üretilen bu antikorlar çok yararlıdır.
Ancak, bağışıklık sisteminin “yanlışlıkla” veya "şaşırarak" ürettiği bazı antikorlar (oto-antikorlar), tiroid hücrelerinde bulunan peroksidaz enzimi ile tiroglobulin isimli moleküle karşı etkili olurlar. Bunlara oto-antikor denilir. Bu antikorlar çok zaralıdır, çünkü tiroid hücrelerine gidip yapışır ve onları "aynı bir mikropmuş" gibi tahrip eder. Tiroi'de bir iltihabi durum("tiroidit") ortaya çıkar. Bu iltihap ve harabiyet sonucunda hormon üreten tiroid hücreleri çalışamaz hale gelir, kandaki tiroid hormon (tiroksin) düzeyi düşer, TSH düzeyi artar.
Bu antikorların teşhiste en yaygın olarak kullanılanları anti-TPO (anti-tiroid peroksidaz) ve anti-TG(anti-tiroglobulin) antikorları olarak isimlendirilir. Bu antikorların ölçümü tiroid hastalığının türünün anlaşılmasında ve "tiroidit" hastalığının (tiroid'in  iltihabı) tanısında çok önemli olabildiği gibi bu hastalığın daha sonraki takibinde de kullanılmaktadır. 
Oto-antikorlar Neden Yükselir?Tam olarak bilinmiyor ancak tetikleyen faktörler sayılabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonu, ani yoğun üzüntü, gerekmediği halde sürekli iyotlu tuz kullanımı suçlanan faktörler arasındadır. Antikor yüksekliği, ailsel geçiş (genetik) göstermektedir.
Oto-antikorlar Ne Yapar? Bu antikorlar yükselince, ya hastada hipotiroidizm (tiroid hormon yetmezliği: örneğin Haşimato hastalığı) veya daha seyrek olarak hipertiroidizm (zehirli guatr: örneğin Basedow Graves hastalığı) oluşabilir. Oto-antikorları yüksek olanlarda tiroid'in papiller kanseri daha sık görülmektedir.
Nasıl Tedavi Edilir? Sadece tiroid hormonu vermekle tedavi tamamlanmaz, bir yandan da antikorları düşürecek tedavi de uygulanmalıdır
TİROİD HORMON HASTALIKLARI
 
Tiroid, hormon üretir ve kanımıza verir. Bu hormon ise vücudumuz için hayati öneme sahiptir. Ömür boyunca bu hormona ihtiyaç duyarız. Bu hormonun adı "tiroksin" dir. Tiroksin, vücudumuzda T3 ve T4 şeklinde bulunur.
 
Bu hormondan başka, halk arasında daha az bilinen diğer bir hormon daha tiroid tarafından üretilir. Bu hormona "kalsitonin" deriz. Kemik metabolizması ile ilgilidir.
 
Tiroid'in arka iç yüzüne gömülü ve yapışık, 4 tane, mercimek tanesi büyüklüğünde, kalsiyum bezesi (paratiroid bezeleri) vardır. Bu kalsiyum bezelerinin sayısı 1 ile 6 arasında değişebilir.
 
Genel olarak, tiroid'in hormon hastalıkları denildiğinde sadece tiroksin isimli hormonun azlığı veya çokluğu ile ilgili iki ana grup hastalık anlaşılır:
1) Tiroid Hormonunun fazlalığı
2) Tiroid hormonunun yetersizliği
 
TİROİD HORMON FAZLALIĞI Bu hastalık grubunda, tiroid, gereğinden ve ihtiyaç duyulandan daha fazla tiroksin üretip kanımıza verir. Bunun sonucunda fazla hormon "zehir" etkisi yapar. Bu nedenle, bu hastalığa zehirli guatr denir. Tıbbi adı "hipertiroidizm"dir. Zehirli guatr'ın iki ana türü vardır:
a-Nodüllü zehirli guatr
b-nodülsüz zehirli guatr
 
Nodüllü Zehirli Guatr
Nodüllü guatrda iki önemli durum vardır: 1) Tiroid hormonu fazla üretilir, 2) Nodül bir kitledir, bir yumrudur, kanser riski vardır, bu risk iğne biyopsisi ile araştırılmadan hiç bir tedavi yapılmaz.
 
Nodüllü zehirli guatr iki alt gruba ayrılır: 1) Sıcak nodüllü zehirli guatr, 2) ılık-soğuk nodüllü guatr.
 
Sıcak nodüllü zehirli guatr:Sıcak nodül "baskın" ise sadece nodül çalışır, çok çalışır, fazla hormon üretir, tiroidin geriye kalan bölümü "çalışamaz" (bastırılır, bu duruma supresyon denir). Çalışmayan (bastırılmış) bu bölümde bulunan (varsa) diğer nodüller "soğuk" olmadığı halde "soğuk" olarak raporlanıp hastanın "kanser riski fazlaymış gibi" algılanıp hastanın ameliyat olma zorunluluğu ile karşı karşıya kalması gibi yanlış bir yöne gitmesine neden olabilir. Bunu önlemek için; sintigrafi çekimi yapıldıktan sonra "çalışmayan" tiroid dokusunu "görünür" hale getirmek için, kalsik teknik olarak,   çok çalışan sıcak nodülün üstüne kurşun plaka kapatılıp tekrar çekim yapılabilir.
 
Ilık-soğuk nodüllü zehirli guatr: Aslında çoğunlukla yanlış tanıdır, hem soğuk nodül hem de zehirli guatr genellikle birbiri ile uyuşmayan durumlardır. Ya hormonlar yanlış ölçülmüştür, ya geçici bir zehirli guatr durumu vardır veya nodül soğuk değildir.
 
Nodülsüz Zehirli Guatr
İki ana türü bulunur: 1) Tiroid oto-antikorlarının (anti-tg, anti-tpo antikorları) yüksek olduğu nodülsüz zehirli guatr,
2) oto-antikorların normal olduğu nodülsüz zehirli guatr.
 
Antikorların yüksek olduğu zehirli guatr'da;  Hastaların gözlerinin dışarı doğru çıkması(egzoftalmi) sık görülebilir ama şart değildir. En tipik örneği Basedow Graves hastalığı isimli türdür.
 
Antikorların yüksek olmadığı zehirli guatr'da; gözlerin dışarı doğru çıkması belli belirsiz düzeyde hafif olabilir ve tedaviden sonra çoğunlukla düzelir.
 
TİROİD HORMON YETMEZLİĞİ Bu hastalık grubunda tiroid, yeterli hormon üretemez. Bu hastalığın tıbbi adı; hipotiroidizm'dir. Bir çok nedeni vardır: 1) tiroid'in cerahatli olmayan iltihapları sonucunda tiroid'de oluşan hücrelerin harabiyeti (bunun en tipik örneği tiroid oto-antikorlarının yüksek olduğu iltihabi durumdur ki buna Haşimato hastalığı denir), 2) Tiroid ameliyatları, 3) Radyoaktif iyot tedavisi, 4) Uzun süre anti-tiroid ilaçların (propicil, thyrimazol vs) kullanımı, 5) Bazı psikiyatrik ve depresyon ilaçlarının kullanımı (örneğin lityum), 6) yaşlanan tiroid.
 
Tiroid hastalıkları, genel olarak, genetik geçişin sık görüldüğü bir hastalık grubudur, ancak, özellikle hormon yetmezliği, en yaygın genetik geçişin görüldüğü durumlardır.
 
Tiroid hormon yetmezliğinde, ilk tanı aşamasında tiroid'de nodül (kitle, yumru) olabilir. Eğer ilk tanı aşamasında nodül yoksa bile tedavi kısa süre içinde yapılıp kesik hormon yeterince yerine konulmazsa uzun süre yüksek kalan TSH nodül gelişimine neden olur.
 _________________________________________________________________________


 
 

 
Reklam  
   
ONLİNE RADYO  
 
 
EKONOMİ-HABERLER/FİYATLAR  
 
*
 
İMKB-SENETLER  
  BR>

*

 
E-DEVLET/DEPREM  
 







sitene ekle
*
 
Bugün 1 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=